Gerçeklik Terapisi Yaklaşımı


İÇİNDEKİLER

1. GİRİŞ……………………………………………………………2

1.1. Gerçeklik Terapisi Yaklaşımının Tanımı………………..………2

1.2. Gerçeklik Yaklaşımının Gelişimi………………………………..2

2. Temel…………………………………………………………….3

2.1. Gerçeklik Yaklaşımı ……………………………………….……3

2.1.1. Hayatta Kalma ve Üretme………………………………….…….3

2.1.2. Ait Olma (Sevme-Sevilme ve Değerli Olma)………………..….4

2.1.3. Güç Elde Etme………………………………………………..….4

2.1.4. Özgür Olma……………………………………………………….5

2.1.5. Eğlenme…………………………………………………………..5

3. Yöntem………………………………………………………..…6

3.1. Gerçeklik Terapisinin Temel Amacı…………………………….6

3.2. Gerçeklik Terapisinin Uygulanışı………………………………..6

3.2.1. Katılım ………………………………………………….…….….6

3.2.2. Ne Yapıyorsun ………….……………………………………….7

3.2.3. Davranış Değerlendirme …………………………………………7

3.2.4. Plan Yapma …………………………………………………..…8

3.2.5. Kendini Adamak …………..……………………………..….….9

3.2.6. Mazeret Yok ……………………………………………..…….10

3.2.7. Ceza Yok ……………………………………………..………..10

3.2.8. Hiçbir Zaman Vazgeçme ……………………………..………..10

4. Seçim Kuramı Uygulamaları………………………………….11

4.1. Öfkeyle Başa Çıkma Eğitiminin ve Etkileşim Grubu

Uygulamasının İçe Yönelik Öfke Üzerindeki Etkisi…………11

4.1.1. İçe Yönelik Öfke ……………………………………………….12

5. Sonuç…………………………………………….……………..14

KAYNAKLAR……………………………………….………………..…15

1. GİRİŞ

1.1. Gerçeklik Terapisi Yaklaşımının tanımı

Gerçeklik yaklaşımı William Glasser tarafından 1960’lı yıllarda geliştirilen Glasser’in psikiyatrinin üç R’si olarak ifade ettiği gerçekçilik (realism), sorumluluk (responsibility), doğru ve yanlış (right and wrong) üzerinde odaklanması nedeniyle geleneksel psikiyatri, psikanaliz ve psikoterapi yöntemlerinden farklı bir terapi yöntemidir.

Geleneksel yaklaşımdan farklı olarak Gerçeklik Yaklaşımında danışan hasta olarak kabul edilmez. Danışman danışanın hayatında önemli bir konuma sahip olacak yakın ilişki üzerinde durur. Bunun yanı sıra Gerçeklik Yaklaşımında bilinçaltı güdülemenin etkisi dışlanmamakla beraber, bilinçaltını araştırmanın davranışı değiştirme konusunda yardımcı olmadığını öne sürer.

1.2. Gerçeklik Yaklaşımının Gelişimi

William Glasser, 1967’de yayınladığı “Reality Therapy” kitabında psikolojik sorunları olan insanların davranışlarından sorumlu tutulamayacakları görüşüne karşı çıkarak gerçeklik terapisi yaklaşımını oluşturmuştur. Glasser, 1980’li yıllarda gerçeklik terapisine yeni bir boyut getirerek nasıl ve neden davrandığımızı açıklayan, kontrol edebileceğimiz tek davranışın kendimizinki olduğunu, çevremizdeki olayları ancak bu şekilde kontrol etmenin mümkün olduğunu salıklayan kontrol kuramını (control theory) geliştirmiştir. Günümüzde sosyal hizmet uygulamalarında reform yaklaşımı ve terapi yaklaşımı birlikte kullanıldığından dolayı gerçeklik yaklaşımı, Avrupa Kıtası ve Amerika Kıtası’nda yaygın olarak kullanılmaktadır.

2. Temel

2.1. Gerçeklik Yaklaşımı

1980’li yıllarda Glasser Gerçeklik Terapisini yeni bir biçimde yorumlayarak Kontrol Kuramını geliştirmiştir. Buna göre, bireyler temel ihtiyaçları tarafından harekete geçirilir ve bireyler tüm davranışlarını olaylarla en iyi şekilde başa çıkma ve böylece bu ihtiyaçlarını en iyi şekilde doyurabilmeyi hedeflerler.

Glasser’e göre davranışlarımız, sadece içimizdeki güçler tarafından harekete geçirilirler. Bu sebeple birey nasıl davranması gerektiğini kendisi seçer. Hiçbir zaman fiziksel ya da psikolo¬jik bir dışsal etkenin güdümünde değildir. Dolayısıyla birey yaptıklarının sorumluluğunu üstlenmeli ve kendi yaşamını kendisi kontrol etmelidir. Bireyin belli bir davranış kalıbına yönelmesi yani bir tercihte bulunmasının temel amacı iç güçleri yani ihtiyaçlarımızı doyurmaktır.

Glasser’e göre doğuştan gelen sürekli olarak doyurmak zorunda olduğumuz beş temel ihtiyacımız vardır. Bunlar;

2.1.1. Hayatta Kalma ve Üretme

Glasser’e göre bu ihtiyaç eski beyinden kaynaklanır ve hayati fonksiyonlarımız “eski beyin” tarafından otomatik olarak kontrol edilir. Bedene yönelik herhangi bir tehdit algılandığında istem dışı olarak bu tehditle başa çıkılır. Eski beyin bedene yönelik bu tehditlerle başa çıkamadığı durumlarda bazen “yeni beyin”i yardıma çağırır. Bu çağrı bilinçli davranışların harekete geçirilmesinden ibarettir. Açlıkla karşılaşan eski beyinin bu ihtiyacının giderilmesi için daha önceden karnını doyurduğunu öğrendiği gıda maddelerini bulmak için yeni beyini, yani bilinçli davranışlarımızın merkezini yardıma çağırır. Yeni beyin öğrenilen bilgilerin merkezidir. Dolayısıyla yaptığımız her şey de bunun sonucudur.

Glasser eski beynin karşılamakta aciz kaldığı güç elde etme gibi ihtiyaçlara

“psikolojik ihtiyaçlar” adını verir.

2.1.2. Ait Olma (Sevme-Sevilme ve Değerli Olma)

İnsanlar sosyal bir varlık olduklarından başkalarıyla birlikte olma ihtiyacı duyarlar. Bu ihtiyaç insan ilişkilerinin oluşmasında temeldir. Sosyal olmak sevgi alışverişini gerektirir. Glasser’e göre insanların tüm yaşamları boyunca sevme ve sevilme ihtiyacı içerisinde olduğunu ve sağlık ve mutluluğun buna bağlı olduğunu belirtir. Sevme ve sevilme ise ait olma ihtiyacının tatminini sağlar. Buradan hareketle toplumsal hayat içerisindeki dernek ve toplantı faaliyetlerinin ait olma ihtiyacını karşılamak ve yalnızlığın üstesinden gelmek için yapılan etkinliklerdir. Bireyin değerli bir insan olabilmesi için Glasser (1965), bireyin doyurucu bir davranış standardı geliştirmesi gerekliğini ifade eder. Ancak o zaman birey yanlış yaptığında kendini düzeltebilir, doğru yaptığımızda da kendini değerlendirir. Sevme ve sevilmeyi başarmak, değerli olma ihtiyacını tatmin etmek ve acı çekmemek için bireyin bu değerlendirmeyi yapması gerekir.

2.1.3. Güç Elde Etme

Güçlü Olma ihtiyacı doğuştan bireyin getirdiği bir gereksinimdir ve önemlidir. Sosyal ilişkilerin başlangıcında ait olma ihtiyacı ön planda olmasına rağmen, ilk aşamaların sıcaklığı geçip, ilişki kurulduktan sonra genellikle güçlü olmak için bir mücadele başlar. Bu ihtiyaç kendini herhangi bir alanda yeterli olma ile de gös¬terir. Örneğin bir öğrenci başarılı olduğu zaman kendini güçlü hisseder. Aynı şekilde bir mimar işini daha iyi yaparak aranan bir mimar olarak güçlü olmayı ister. Bu çerçevede hayatın planlanması ve bunun izlenmesi de güçlü olma ihtiyacını karşılayabilmeyle ilgilidir. Anlaşılacağı gibi bireyler sahip oldukları özellikleriyle, davranış ve hareketleriyle hem kendisinin hem de başkalarının gözünde önemli ve güçlü biri olarak tanınmak isterler.

2.1.4. Özgür Olma

Bu ihtiyaç, bireyin kendi seçim¬lerini ve bunlar doğrultusunda yürüme istemini ifade eder. Birey kendini serbestçe ifade edebilmek, istediği insanlarla ilişki kurmak ve hayatını istediği gibi yaşamak ister. Glasser, toplumsal yaşamın gereği olan gelenek ve kurallar rağmen, baş¬kalarına ve kendimize zarar vermeyecek şekilde bun¬lara uymamakta da özgür olduğumuzu ifade eder.

2.1.5. Eğlenme

Glasser eğlenmeyi öğrenmenin bir yolu olarak görür ve gelişmiş canlıların doğasında bulunan bir ihtiyaç olduğunu ileri sür¬er. Oyun oynama gereksinimi yetişkinlikte de devam eder. Bu olgu bireyin yapma zorunluluğu olmadığı etkinliklere gönüllü katılımı şeklinde kendini gösterir. Bu etkinlikler bireye haz veren, bireyi güldüren, can sıkıntısından uzaklaştıran ilişkilerine renk katan etkinliklerdir. İlişkilerin eğlence öğesini kaybetmesini ilişkilerin zayıflamasına neden olacağını öne sürer. Bazen de eğlenme ihtiyacı başkalarıyla alay etmek gibi olumsuz şekillerde ortaya çıkabilir.

Glasser’e göre temel ihtiyaçlar birbirleriyle ilişkili ve evrenseldir. Bu ilişki birbirleriyle yer değiştirme, destekleme ve etkileme şeklinde ortaya çıkar.

3.Yöntem

3.1. Gerçeklik terapisinin temel amacı

Amaç bireylerin yaşamlarını etkili bir şekilde kontrol etmelerine yardımcı olmaktır. İnsanların kendi istemlerinin dışında bir şeyi yapmayacaklarını, dolayısıyla yaptıklarının bireylerinin kendi tercihi olduğunu öne sürer. Bireylerin her şeyi kendilerinin seçtiğini, yaşamlarını etkili şekilde kontrol edebilmelerini sağlayacak daha iyi seçeneklerin her zaman var olduğunu ve bunları denemeyi öğretmeyi hedefler. Eğer birey kendi iradesiyle yapmadığı seçimlerinin, geçmişinin ya da şimdiki davranışlarının kurbanı olmak zorunda değildir. Dolayısıyla bireyin duygularını değiştirmenin yolunun, davranışlarını değiş¬tirmekten geçtiğini öne sürer. Gerçeklik terapisinde birey gerçeği inkar eden, sorumsuz davranışlarıyla yüzleştirilerek bunları reddetmesi amaçlanır.

3.2. Gerçeklik Terapisinin Uygulanışı

Gerçeklik terapisinin uygulanışında birbiri ardına kullanılan sekiz basamak bulunmaktadır.

3.2.1. Katılım

Glasser’a göre, terapiye gelen bireylerin temel ihtiyaçlardan olan ait olma gereksiniminin karşılanması gerek¬mektedir. Bu ihtiyacın sadece terapiyle tamamen karşılanması imkansız olduğundan bireyin ait olma ihtiyacının doyumunun terapistini görmeye devam etmesine bağlı olduğu olması gerekir. Bu ancak taraflar arasında arkadaşlık ilişkisinin kurulmasına bağlıdır. Buradan hareketle terapilere katılımın sağlanması başarı için önemli bir adımdır. Terapi danışanın, kendisiyle ilgilenen birinin varlığına inanmasıyla başlar. İlişkinin kurulması kendiliğinden olabileceği gibi terapistin becerisine de bağlı olabilir.

Terapilerde her türlü konu tartışılır, ancak danışanın sorunlarının uzun bir şekilde tartışma konusu olması ciddi bir hata olarak kabul edilir. Bu hata danışmanın değersizlik ve başarısızlık duygularını arttırır. Terapinin başarısının ilk adımı, sıcak ve hoşa giden konuşmalarla terapist ile danışanın birbirlerine katılımlarının sağ¬lanmasıdır.

İkinci aşamasında danışanın ne istediğinin ortaya çıkarılması gerekir. Glasser danışanın ne istediğini bil¬menin önemli olduğunu, ancak bunun için aceleci olunmaması ve zorlamaya gidilmemesi gerektiğini belirtir. Danışanın ne istediğinin belirlenmesi, onların kendileriyle ilgili sorumluluk almaları gerektiğini anlamaya başlamalarına yardım eder.

3.2.2. Ne Yapıyorsun

Gerçeklik terapisi danışanın davranışlarının sorumluluğunu almasını amaçladığından dolayı danışanın geçmişi ile değil bu günkü durumuyla ilgilenir. Glasser geçmişin şimdiki zamana etkilerini kabul etmekle birlikte geçmişi değiştirme imkanı olamadığından dolayı üzerinde durmayı gereksiz görür. Ancak bireyin şimdiki davranışları üzerinde tasarrufu olabileceğini öngörür. Şimdiyle ilgilenmek, geçmişi de kapsar. Glasser’e göre geçmişte yapılan hatalar değil şimdiki başarısızlıklar üzerinde durulmalıdır. Davranışlarda deği¬şiklik, danışanın şimdiki davranışlarını fark etmesiyle oluşur.

3.2.3. Davranış Değerlendirme

Danışan, davranışının kendi tercihi sonucu ortaya çıktığını kabul ettikten sonra ondan değer¬lendirme yapması istenir. Bu yaptığın, istediğin şey mi? Yaptığın sana yarar mı yoksa zarar mı veriyor? gibi sorunlarla eleştirel olarak davranışlarına bakması ve seçiminin en doğrusu olup olmadığını değerlendirmesi beklenir. Böylesi yapıcı eleştiriler danışanın dav¬ranışlarını düzeltmesine yardımcı olur.

Glasser’e göre terapist, hiçbir zaman danışana yaptığı şeyin doğruluğu veya yanlılığı konusunda fikir belirtmez. Danışanın davranışlarına ilişkin değer yargısının yine danışan tarafından oluşturulmasına yardımcı olmaya çalışır. Glasser, insanların yaptıklarının istediklerini elde etmelerine yardım etmediğine karar verene kadar değişmeyeceğini söyler.

3.2.4. Plan Yapma

Terapistin görevi danışanın hedeflerini belirlemesine yardımcı olmaktır. Danışanı sonuç alıcı davranışlara yönlendirmek için çeşitli sorularla danışanın davranışlarıyla ilgili sorumluluğu danışana hatırlatılır. Glasser’e göre aslında birey kendisine zarar verecek bir davranışı seçmez, fakat o an en uygun hareket tarzını benimser. Davranışların değerlendirmek tek başına başarılı bir yaşm için yeterli değildir. Ancak plan yaparak bunu başarmak mümkündür. İyi bir plan da uygun seçeneklere ilişkin bilgi sahibi olunmasına bağlıdır. Buradan hareketle terapistin yeteneği ve bilgisi önemlidir.

Glasser’e göre plan yapmak ve uygulamayı takip etmek terapi sürecinin büyük bir kısmının teşkil eder. Esas olan planın danışan tara¬fından yapılmasıdır, fakat danışana bağlı olmak koşulu ile terapist bir hareket planı önerebilir. Burada önemli olan planın danışan tarafından benimsenmesidir. Planın amacı güç durumlarla başa çıkmada sorumluluğu vurgulayan hareket tarzlarını saptayıp uygula¬maktır. Plan, danışanın ne düşündüğünü, ne yapmak istediğini ve ne yapabileceğini içerir. Plan yapma danışanı sorumluluk almaya zorlar. Plan başarısız olursa Başarılı olana dek bir planlama yapılır.

İyi bir plan aşağıdaki özellikleri içerir.

1. Plan, danışanın bir ihtiyacını karşılamaya yönelik olmalıdır,

2. Plan, gerçekçi ve ulaşılabilir olmalıdır,

3. Plan, basit ve anlaşılır olmalıdır,

4. Plan, bir şeyleri durdurmak yerine başlatabilir olmalıdır,

5. Plan, başkalarından bağımsız olarak danışanın neler yapabi¬leceğine bağlı olmalıdır,

6. Plan, “Ne? Nerede? Nasıl? Ne zaman? Ne kadar? Kiminle?” sorularını içerecek şekilde açık, net ve belirgin olmalıdır,

7. Plan olabildiği kadar hemen başlanabilir olmalıdır.

8. Plan, değişiklik yaratacak ve alışkanlık kazandıracak şekilde tekrarlanabilir ve tutarlı olmalıdır,

10. Plan, geniş ve pek çok şeyi kapsayacak içerikte olmamalı, öl¬çülebilir olmalıdır.

3.2.5. Kendini Adamak

Plan ancak uyuluyorsa sonuca götürebilir be nedenle danışanı güdülemek için danışanla yazılı veya sözlü bir anlaşma yapılır. Anlaşma, yeni bir davranışın denenmesini hızlandırır. “Bunu yapacak mısın? Bunu yapmaya söz veriyor musun?” gibi sorularla danışanın plana bağlanması ve sorumluluk alması sağlanır. Bu aşa¬ma çok önemlidir. Planı hayata geçirmeye söz verdiğinde bu danışana güç verir, ona bir amacı olduğu duygusunu yaşatır. Planın takibi önemlidir.

3.2.6. Mazeret Yok

Glasser’a göre mazeretlerin çabucak kabul edilmesi insanların daha iyiyi yapmaya çaba göstermelerine engel olabilir. Mazeretler başarısızlıktan başka bir sonuç oluşturmaz.

Gerçeklik terapisinde mazerete yer yoktur. Dolayısıyla “Neden?” sorusu sorulmaz. Mazeretin kabulü danışanın sorumluluk¬tan kaçmasına neden olur ve ayrıca ona yetersiz olduğu mesajını da verir. Bu nedenle de “Neden?” sorusu yerine “Ne zaman?” sorusu tercih edilir.

Danışanın mazeret ileri sürmesi yaptığı değer yargılamalarını benimsemediğini gösterir. Bu durumda yargıların açıklanarak yeniden plan yapılması gerekir.

3.2.7. Ceza Yok

Glasser’a göre ceza terapideki karşılıklı ilişkiyi bozar ve bu durum davranış değişikliğinin oluşmamasına neden olur. Danışan cezalandırılmaz ve küçümsenmezse, danışanın mazeret üretmek için de geçerli bir nedeni kalmaz.

Diğer taraftan ceza, engellenme oluşturur ve sorunu ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla yapıcı bir yöntem değildir. Buradan hareketle, ceza alan bir birey sorumsuz davranışlarını sürdürür hatta engellemenin bir sonucu olarak daha yıkıcı olan davranışları sergileyebilir.

3.2.8. Hiçbir Zaman Vazgeçme

Gerçeklik yaklaşımında terapistinin inatçı ve hemen pes etmeyen biri olması gerekir. Çünkü bazı vakalarda danışanlar dirençli, işbirliğine girmeyen ve öfkeli olabilir. Terapinin başarısı danışmanın danışanda kendisine yardım edecek birisi olduğu imajını uyandırmasına bağlıdır. Danışan böylece artık yalnız olmadığını anlar. Kendi¬siyle ilgilenen birinin varlığını bilmek, danışan için çok önemlidir. Bu kararlılık danışanın daha etkili davranışlarla yaşamını yeniden oluştur¬masına neden olacaktır.

Glasser’a göre etkili davranışlarla ihtiyaçlarını kendine ve başkalarına zarar vermeden karşılamaya başlayan danışan, yeni ilişkilere ve katılımlara gireceğini ve böylece tera¬pistine daha az ihtiyaç duyacaktır.

4. Seçim Kuramı Uygulamaları

4.1. Öfkeyle Başa Çıkma Eğitiminin ve Etkileşim Grubu Uygulamasının İçe Yönelik Öfke Üzerindeki Etkisi

Sağlıklı bir iletişimin olduğu ortamlarda birey, kendi duygularını rahat bir biçimde ifade edebilmek ve çevresi tarafından anlaşılmak ister. Yaşam sürecinde, bireyin duygu ve düşünceleri, dış çevre tarafından kontrol edilmeye çalışılır ve yönlendirilmeye çalışılır. Bu durumda, birey kendisini rahatsız hissedebilir. Yaşamda diğerlerinin duygu, düşünce ve davranışlarını kontrol etmeye çalışan bireyler, insanların psikolojik sağlıkları üzerinde olumsuz etkilere yol açmaktadırlar. Bu durumda, karşıdaki bireyin göstereceği birinci tepki, “kendisine yöneltilen bu kontrolü reddetmek ve ona direnmektir”. Bu ise “öfkelenmek ve öfke davranışı sergilemek” biçiminde ortaya çıkar. Bir başka değişle; birey kendisine yöneltilen dış kontrole öfkelenerek tepkisini ortaya koyar. Böyle bir iletişimle yüz yüze kalan bireyin göstereceği ikinci tepki ise “öfkesini içe atarak kendisini kontrol etmek isteyen dış etmenlerin kontrolüne girmeyi kabul etmek” olarak ortaya çıkabilir (Prof.Dr. Uğur ÖNER). Bireylerin davranışlarını dışarıdan kontrol etmeye çalışmanın onlara zarar verdiğini ileri süren Glasser (2000), bu durumu, bireyde ortaya çıkabilecek psikolojik sağlıkla ilgili sorunlar da dahil olmak üzere birçok sorunun nedeni olarak görmektedir. Glasser (2000), tüm bu sorunların çözümü için, Seçim Kuramını önermektedir. Ona göre insanlar çevrelerindeki diğer insanlarla sorun yaşadıkları zaman, ilişkiyi tıkanıklıktan kurtaracak gerçekçi bir seçim yapmaya yönelmelidirler. Bu nedenle, bu bireylerin seçim kuramını öğrenmeleri gerekir. Genellikle bireyler başka biriyle ilgili bir sorun yaşadığında kendi davranışlarını denetim altına alıp değiştirmek yerine, karşısındakinin davranışlarını denetim altına alarak değiştirmek istedikleri için, iletişimde bir şeylerin yanlış gitmesine neden olurlar. Oysa seçim kuramına göre; birey, ancak kendi davranışlarını denetleyebilecek bir donanıma sahiptir. Glasser’ın yukarıda açıklanan görüşüne göre, bireyler, kendilerine yöneltilen kontrolü reddettiklerinde ya da kendilerinin diğer bireyleri kontrol etmeye çalıştıklarında ortaya çıkacak olası sonuçlardan biriside öfkedir. Öfke duygusunun bireylerde ortaya çıkardığı davranışlar çoğu zaman kontrol edilmesi güç davranışlardır. Spielberger’e (1980) göre öfkenin ifade edilmesi ise üç bicimde görülmektedir. Bunlardan biriside bireylerin öfkelerini içe yöneltmeleri biçiminde kendini göstermektedir.

4.1.1. İçe yönelik öfke

Westermayer’e (2001) göre, öfke duygusunun insan doğasında bir işlevi vardır. Bu nedenle öfke duygusu işlevsel olmayan bir şey değildir. Öfke duygusunun işlevini yerine getirmesine engel olan şey onun içe atılması ya da bireyin kendine yönelmesidir. Öfkeleri içe yönelik bireyler öfkeli olduklarını kabul etmekte zorlanırlar. Bu bireylerin öfke tepkileri genellikle edilgen tepkilerden oluşmaktadır. Bu edilgen öfke tepkileri genellikle, somurtma, surat asma, küsme biçiminde ortaya çıkar. Bu bireyler karşılarındaki kişinin onların düşüncelerini okumalarını ümit ederler. Sonuçta ise bu öfkeleri acı çekme ya da gücenme biçimine dönüşebilir. Öfkeleri içe yönelik bireyler, kendilerinde öfke yaratan bir durumla karşılaştıkları vakit, hemen bir saldırgan tepki ortaya koymazlar, fakat bu bireyler bu durumun önemini ve verecekleri tepkiyi uzun süre düşünürler. İçe yönelik öfke, ifade edilmek için güvenli bir yer arar (Lulofs ve Chan 2000). Bazı insanlar öfkelerini ifade etmekte çok zorlanırlar. Bu insanlar, kendi içlerinde sahip oldukları kural ve ölçütler nedeniyle, yaşadıkları bu öfkelerini açıkça ifade etmelerine engel koymaktadırlar. Bu durum aslında aşırı bir öz disiplin sorununun varlığına da işaret edebilir; ifade edilmeyen öfke duygusu ya da açığa vurulmayan öfke duygusu içte tutularak biriktirilmiştir. Açığa vurulmayan öfke duygusu bireyde yüksek kan basıncı ve kalp hastalıkları gibi fizyolojik etkiler meydana getirerek fiziksel sağlık problemlerinin doğmasına da neden olabilir. Ayrıca bu bireylerin sigara içme davranışlarındaki yoğunluk dikkat çekicidir. Bununla bağlantılı olarak kalp ve damar hastalıkları oranının artması kaçınılmazdır. Bunun yanında açığa vurulmayan öfke duygusu, bireyin kendisini çaresiz hissetmesine ve bu durumun sonucunda ise bireyde depresif duyguların ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle öfkelerini açığa vurmayan bireylerin öncelikle öfkelerini tanılamaları (fark etmeleri) önemlidir. Daha sonra onların, kendilerine koymuş oldukları hangi engelin, onların öfkelerini ifade etmelerine izin vermediğini tanılamaları (fark etmeleri) gerekmektedir. Bu aşamadan sonra ise bu bireylerin, öfkelerini ifade edebilmeleri için uygun bir yolun bulunması gerekmektedir (Gentry, 2000; Westermayer, 2001). Fizyolojik bakımdan en iyi olan şey bireyin yaşamakta olduğu gerginliği hemen ve doğrudan doğruya gidermesidir. Bunu başaramadığında, bu gerginliği dolaylı yollardan gidermeye çalışır. Bireyin dolaylı yollardan gidermeye çalıştığı bu gerginlik, çoğu zaman öfke biçiminde etkisini gösterir, fakat genellikle bu öfke yaşantısının, öfkeye neden olan durumla bağlantısını kurmak ise zordur (Cole ve Morgan 2001). İçe yönelik öfke çoğu zaman bireylerde, depresyonda olduğu gibi, kendine zarar verici davranışların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ergen intiharlarında öfke duygusunun önemli rol oynadığı bilinmektedir. Ayrıca öfke düzeyinin yüksek olmasının, adam öldürmeye yatkınlığı da beraberinde getirdiği ifade edilmektedir (Gentry,2000). Tarvis (1989), öfkenin bastırılması kavramı üzerinde özellikle durmuştur. Ona göre öfkenin bastırılması stres, depresyon, ülser ve kalp hastalıkları gibi rahatsızlıklara yol açmaktadır. Öfkenin bastırılması ile bu rahatsızlıklar arasında bir ilişkinin olduğunu kabul edilmekte fakat bu ilişkinin çok güçlü olmadığı da tartışılmaktadır. Yukarıda yer verilmiş olan açıklamalardan anlaşıldığı üzere bireylerin öfkelerini sağlıklı bir bicimde ifade etmeleri önemlidir. Bu kapsamda yapılan ve C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi’nin Aralık 2006 sayısında yayımlanan araştırmanın bulguları incelendiğinde öfkeyle başa çıkma eğitimi verilen bireylerin içe dönük öfkelerinde anlamlı bir azalış dikkat çekmektedir. Uygulamaların bitiminden bir ay sonra uygulanmış olan izleme ölçümlerinde bu azalmanın korunarak sürdürüldüğü ortaya konulmuştur. Değişimde herhangi bir geriye dönüşün olmadığı, bu azalmanın son testlerin uygulanmasından sonrada artarak devam ettiği yapılan istatistiksel analizlerden anlaşılmaktadır.

5. Sonuç

Sonuç olarak; Birey hem içerisinde bulunduğu sosyal çevre ile hem de iç dünyası ile etkileşim halindedir. Dolayısıyla bireyi bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. Günümüzde kabul gören anlayış da bu yöndedir. Bu sebeple sosyal hizmet uygulamalarında Reform Yaklaşımı ve Terapi Yaklaşımı birlikte kullanılmaktadır. Sosyal hizmet her şeyden önce proaktif bir yol izlemelidir. Buradan hareketle sorunları henüz ortaya çıkmadan tespit ederek önlemler almak durumundadır. Bu açıdan bakıldığında terapi uygulamaları arasında Gerçeklik Yaklaşımı diğer terapi yöntemlerine nazaran danışanı hasta olarak görmemesi nedeniyle sosyal hizmet uygulamaları yönünden daha geniş bir bakış açısı sunmaktadır.

KAYNAKÇA

• Duyan, Veli; Sayar, Özge Özgür; Özbulut, Mahmut (2008). Sosyal Hizmeti Tanımak ve Anlamak.

• Özmen, Ahmet C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi Aralık 2006 Cilt : 30 No:2 175-185

http://www.wglasser.com/the-glasser-approach/reality-therapy

http://en.wikipedia.org/wiki/Reality_therapy

• Glasser, William (1965). Reality therapy. A new approach to psychiatry. New York: Harper & Row.

(1989a). Control therory. N. Glasser (Ed.). Control theory in the practice of reality therapy(1-15). New York.

Gerçeklik Terapisi Yaklaşımı” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.